resim


ŞİMDİ OKUMA ZAMANI
İstiklal Caddesi Rumeli Han No: 88 D: 20 Beyoğlu - İSTANBUL  Tel: 0212.251.54.10  Faks: 0212.244.66.64  nk@nkyayinlari.com

TÜM KİTAPLAR
GELENEK dizisi
soL MECLİS dizisi
YURTSEVERLERİN KİTAPLIĞI
İKTİSAT KİTAPLARI
KÜLTÜR KİTAPLIĞI

ANASAYFA

ESNEK ÜRETİM DERİN SÖMÜRÜ / İlker Belek
esnek_uretim_derin_somuru.jpg
Kapak Tasarımı:
Tuluğ Ünlütürk


Birinci Baskı:
Ekim 2004

280  s. / 12 YTL
14x21 cm

ISBN:
975827170-9
BARKOD:
9789758271702

“Postkapitalist Paradigmalar” adlı kitabın da yazarı olan İlker Belek, yeni çalışmasında, esnek üretim, esnek teknoloji, esnek yönetim ve esnek istihdam biçimlerini, farklı ülkelerin somut deneyimlerini de değerlendirerek inceliyor. Toplam Kalite Yönetimi ve Kalite Çemberleri gibi kavramlar üzerinde de duran ve esnek üretimin işçi sınıfı üzerindeki etkilerini tartışmaya açan Belek’in çalışması, konuyla ilgilenenler için önemli bir başvuru kaynağı...

İÇİNDEKİLER:
Önsöz
I. Esnek Üretim: 1. Üretim Sistemleri ve Üretim Sistemlerindeki Değişim / 2. Fordist Üretim Sisteminden Esnek Üretim Sistemine / 3. Üretim Sistemlerinin Sınıflandırılması / 4. Esnek Üretimle İlgili Üç Farklı Modelleme: Esnek Üretimin Farklı Türleri
II. Esnek Teknoloji: 1. Esnek İmalat Sistemi / 2. Esnek Fabrika
III. Esnek Yönetim: 1. Toplam Kalite Yönetimi (TKY) / 2. İnsan Kaynakları Yönetimi / 3. Esnek Organizasyon / 4. Ekip Çalışması / 5. Kalite Çemberleri / 6. Sözleşme Sistemlerindeki Değişim / 7. İş Değerlendirme - Performansa Göre Ücretlendirme
IV. Esnek İstihdam: 1. Çalışma Sürelerinde Esneklik / 2. Çalışma Sürelerinin Esnetilmesiyle İlgili Modeller     / 3. Yarı Süreli Çalışma / 4. Ev Çalışması / 5. Tele Çalışma / 6. Geçici Çalışma / 7. Sözleşmeli Çalışma / 8. Esnek İstihdam Biçimleri İçin Öne Çıkan Noktalar
V. Değişik Ülkelerde Esnek İstihdam Biçimleri: 1. ABD / 2. Kanada / 3. Japonya / 4. Avustralya / 5. Yeni Zelanda / 6. Uzak Doğu  Ülkeleri / 7. İngiltere / 8. Almanya / 9. İspanya / 10. Yunanistan / 11. Hollanda
VI. Esnek Üretimin İşçi Sınıfı Üzerindeki Etkileri: 1. Değişen İş Koşullarında Sınıfların Karakteri / 2. Yeni Gelişmelerin Sendikalara Etkisi / 3. Çalışma Süreleri / 4. İşsizlik / 5. Ücretler / 6. Esneklik ve Sağlık İlişkisi
VII. Sosyalizm Perspektifi
Ek: Esneklik Tanımları
Kaynaklar


Resmi büyütmek için üzerine tıklayabilirsiniz...

ÖNSÖZ

Sermayenin yeniden yapılandırılması, kapitalist üretim tarzının geçirdiği değişiklikler, üretim sistemlerindeki değişim, yeni yönetim biçimleri gibi konularla 1990’ların başında ilgilenmeye başlamıştım. İlk baskısı 1997 yılında yapılan Postkapitalist Paradigmalar isimli kitabım bu ilginin sonucudur.
O dönemde kapitalizmin kendisini aştığı yönündeki tezler çok popülerdi. Aşma meselesi iki düzlemde ele alınıyordu. Bunlardan birincisi daha makro ölçekliydi ve bir üretim tarzı olarak kapitalizmin kapitalizm olmaktan çıktığını belirtiyordu. Bu görüşün sol içinde bile kendisine önemli bir destek bulmasının nedeni Sovyetler Birliği’nin yine aynı zaman kesiti içinde yıkılmış olmasıydı.
Aslında Sovyetler’in yıkılışına yıkılış bile dememek gerekir. Açıkçası koskoca ülke, dünya sosyalizm deneyiminin en görkemli açılımı bir avuç parti bürokratı tarafından içeriden, neredeyse sessiz sedasız emperyalistlere teslim edilmişti. Operasyonun sonlarına doğru Gorbaçov ekibinin sosyalist ideolojiyi her yönüyle reddeden ve en başından beri talihsiz bir tercih olarak niteleyen kendilerine özel kuramsal açılımları tam bir rezaletti, ama işe yaramıştı.
İşte, 1970’lerin başlarından beri, sosyal devletçi genişlemenin büyüsüne kapılarak postkapitalizm, postendüstriyalizm gibi tezlerini şekillendirenlere güç veren şey Sovyet yöneticilerinin bu açılımları olmuştur. Bu görüşler içinde, dünyanın savaş saldırganlığı altında inletilmesinin, yoksullukların, eşitsizliklerin zemininde, kapitalizm/sosyalizm ikiliğinin etkisi bulunduğu inancı hakimdi. Silahlanma yarışının nedeni de bu ikilikti. Gorbaçov’un sosyalizmi talihsiz bir deneyim olarak nitelemesiyle birlikte çelişkilerin ortadan kalkacağı, ülke yönetimleri, sınıflar arasında uyuma dayalı bir ilişkinin gelişeceği beklentisi kimileri tarafından safça benimsendi, buna karşılık ABD tarafından özel olarak pompalandı. Bu ortamda kapitalizmin, düşmansız bir konjonktürde kendisini aşacağına kesin gözüyle bakıldı. Yeni Dünya Düzeni kavramlaştırması da buradan çıktı. Sovyetler’in tevekküllü tesliminden sonra, ABD Irak’taki “muhalif” rejimi temizlemenin yeni bir dönemin miladı olacağını ilen etmişti.
Ancak Yeni Dünya Düzeni tezinin ömrü son derece kısa sürdü. İddiaların, beklentilerin aksine sosyalist sistemin yıkılışı sonrasında ABD dünyanın başına tek kelimeyle külhanbeyi kesildi. Sosyalizme karşı kurulmuş bir savaş örgütü olan NATO Sovyetler Birliği’nin yıkılmasını izleyen beş yıl içinde askeri harcamalarını %10’un üzerinde artırdı. Milat olarak önerilen birinci Irak savaşını diğerleri izledi: Yugoslavya, Afganistan, ikinci Irak savaşı. 1990-1995 arasındaki dönemde tam 93 savaş patlak verdi. Bu savaşlara dünya devletlerinin 70’i katıldılar ve toplam 5.5 milyon insan öldü. Ölenlerin %90’dan fazlası sivildi.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın demokratları dünya ölçekli silahlanma yarışını, askeri ve siyasal gerginlikleri iki kutuplulukla açıklamışlardı. Sosyalist sistemin yıkılışı sonrasında yaşanan vahşetin boyutları bu tezin yanlışlığını ortaya koyduğu gibi, sosyalizmin aslında emperyalist devletleri dizginleyen bir işlev gördüğünü de kanıtladı. Böylece Yeni Dünya Düzeni, postkapitalizm, postendüstriyalizm, vb bütün gelecek kurgularının nefesi kesildi.
Kapitalizmin kendisini aştığı yönündeki açılımlara konu oluşturan ikinci düzlem ise işletme ölçeğiydi. Bu ikinci düzleme ilişkin tezlerin akıbeti açısından ilki için söylenenleri söylemek maalesef olanaklı değildir.
Postkapitalistler, postendüstriyalistler ve postmarksistler teknolojik gelişmenin ekonominin yapısını tamamen değiştirdiğini belirtiyorlar. Manifaktür döneminde ortaya çıkan makineler insanı bir araç haline indirgemişti. Oysa bugün bilgisayar teknolojilerinin insanı yeniden üretim ortamının yaratıcı, entelektüel hakimi durumuna getirdiği belirtiliyor. Çalışanların bilgi, beceri düzeylerindeki artış herkesi içine alan türdeş bir gelişme olarak sunuluyor. Entelektüel kapasitedeki genel gelişmenin şirket yöneticileriyle çalışanlar arasındaki farklılıkların ortadan kaldırılması için olanak sunduğu ileri sürülüyor. Bu olanağı kullanmak niyetindeki şirketlerin katılım kanallarını sonuna kadar açmasının da farklılıkların ortadan kalkmasını kolaylaştırdığı savunuluyor. Öte yandan büyüyen şirket yapısı içinde şirket sahiplerinin, kapitalistlerin, sermayenin yönetimi sorumluluğunu yöneticilere devrederek görünmez olmaları da bu propagandaları güçlendiren bir etki yaratıyor.
Bir de olayın ideolojik boyutu var. Sosyalizmin yıkılması tek başına kamucu ekonomik yapının başarısızlığını kanıtlamak bakımından büyük işlev gördü. Aynı dönemde merkez kapitalist ülkelerde, İngiltere başta olmak üzere, kamunun ekonomideki ağırlığının düzenli biçimde azaltılması, kamu yatırımlarının sınırlanması, geleneksel olarak kamunun sorumluluk alanında görülen eğitim ve sağlık sektörlerinin bile içinin boşaltılması da kamusal ekonominin, kamusal değerlerin yıpratılması açısından son derece işe yaradı.
İş ortamındaki “yeni” bireysel değerler bu ortamda şekillendi(rildi). Yararlanılan her şey için (bunlar eğitim ve sağlık bile olsalar) para ödenmesi gerektiği, iş güvencesinin çalışma azmini ve girişimciliği öldüren bir korunma mekanizması oluşturduğu, sendikaların çalışma barışını bozduğu ve üstelik, haklar bakımından, birey olarak işçinin özel gereksinimlerini dikkate al(a)mayan bir kabalaştırmaya kaçtığı, iş ortamında çalışanla çalışmayanın ayrılması gerektiği ve kamu sistemi yapısının bunu beceremeyeceği, vb bu tip yeni değerlerin en göze çarpanlarıdır.
Sosyalist, genel olarak sol ve kamucu değerlerdeki yıpranma, bireyci yeni değerlerin şekillenmesine olanak verdiği gibi, sermayenin yeniden yapılandırılması bakımından gerekli olan yeni tip çalışma ilişkilerinin ve endüstri ortamının yaratılması için ihtiyaç duyulan yeni yönetim tekniklerinin üretilmesine de yaradı. Toplam kalite yönetimi, insan kaynakları yönetimi, kalite çemberleri gibi yeni yönetim teknikleri işçi sınıfı örgütlülüğünün altını oyarken, çalışanları birbirleriyle ve kendileriyle rekabete sokarken, hep Gorbaçov tarafından solun içine sokulan kurdu beslediler.
Şimdi kapitalizmin ekonomi ve işyeri ölçekli yenilenme çabalarının halen önemli derecede etkili olduklarını söyleyebiliriz. Yeni yönetim teknikleri işçi sınıfı bilincini öldürmek bakımından çok iş görüyorlar. Özellikle orta ve büyük ölçekli işyerlerinde. Örneğin bütün dünyada kalite çemberleri, kalite yönetimleri hep bu ölçekteki işyerlerinde uygulanır. Bu son derece doğaldır. Ancak bu ölçekli işyerlerinin aynı zamanda sendikal örgütlülüğün de merkezi konumunda bulunması asıl önemlisidir. Sendikaların zaman içinde güç yitirmeleri bir de bu olguyla ilişkilidir. O nedenle solun, kapitalizmin yenilendiği yönündeki yaklaşımlara konu oluşturan bu ikinci düzlemle özel olarak ve canlı biçimde ilgilenmeye devam etmesi gerekiyor. Kimilerince dinozorca diye nitelenen “geleneksel” değerlere sahip çıkarak. Üstelik bu alanla ilgilenmek solun kendisini geliştirmesi işine de yarayacaktır. Üretim sistemleri meselesi sol için neredeyse vaka çalışması niteliğindedir.
Kapitalizmin egemen ideolojisi hep, küçük bir azınlık için söz konusu olanı, çoğunluğun gündemiymiş, çıkarınaymış gibi sunmakta son derece başarılıdır. Bana göre bugün kapitalizmin bütün ekonomik ve sosyal sorunlarına rağmen önemli bir muhalefetle karşılaşmaksızın işini götürebilmesinin arkasında da bu başarı yatıyor. Bu kitabın ilgilendiği konu için de aynı şey geçerli. Teknolojik gelişmeyle birlikte ortaya çıktığı ve çalışanları olumlu anlamda sarıp sarmaladığı belirtilen değişiklikler, varlıklarını bir an için kabul etsek bile, işçi sınıfının ancak küçük bir azınlığı için geçerlidir. Öncelikle giderek büyüyen ve ortalaması AB ülkelerinde bile %10 seviyesini aşan büyük işsizler ordusunun bu senaryo içinde hiçbir yeri yoktur. Dolayısıyla postkapitalist tezler işsizleri tamamen kapsam alanı dışına çıkarmışlar, yok saymışlardır. Aynı şey, merkez kapitalist ülkelerde bile küçük ölçekli işletmeler ve tarım kesimi için de söz konusudur. Bu ikisi de yoklar arasındadır. Yoklar listesinin en karanlık elemanları ise düşük gelirli diye kodlanan ülkelerdir. Geriye kala kala gelişmekte olan ve gelişmiş diye nitelenen bir avuç ülkenin orta ve büyük ölçekli yarım avuç işletmesi kalır. İşte bütün fırtına bu dar sektör için koparılmakta, bunun için ciltler dolduran makaleler ve kitaplar yazılmakta, olgular oldukça tek yanlı biçimde ele alınarak kendisi olmaktan çıkıyor denilen kapitalizm, kapitalist dünya görüşü kutsanmaktadır. Kapitalizmin başarısı da buradadır: Azınlığa çoğunluk muamelesi yapmak ve bunu tepki almadan becermek.
Bu kitapla sonuçlanan çalışmaya başlayalı yaklaşık bir buçuk yıl oluyor. Bu süre içinde İnternet üzerinden ve YÖK, ODTÜ kütüphanelerinden yüzlerce makaleye ulaştım. Bunların önemli kısmını kitapta kullandım. Bilkent Üniversitesi ile ODTÜ kütüphanelerini kitap açısından taradım. Bulabildiğim bütün kitapları okudum. Okuduklarımın hemen hiç birisinde esnek üretim konusuna eleştirel bir yaklaşım yoktu. Okuduğum makalelerin hemen hepsi çeşitli yöntemlerle gerçekleştirilmiş saha araştırmalarına dayanıyor ve bu araştırmaların bulgularını yorumluyordu. Esnek üretim sistemini bütün bileşenleriyle öven yorumlara sahiptiler. Üstelik bu sonuçları, sistemin kimi dezavantajlarından söz etseler bile, kapitalist sistemin genel geçer sonuçları gibi yorumlamak bakımından da hiçbir sakınca görmüyorlardı. Orta ve büyük ölçekli işletmelerde yapılmış olmalarına rağmen küçük ölçeklilerin durumunu gündeme getirmeyi akıl bile etmiyorlardı. Sistem dışına itilmiş olan işsizler, küçük işletmelerin becerisiz, iş güvencesiz işçileri bu araştırıcıların ilgi konusu olamıyorlardı. Esnek üretim sistemlerine ilişkin olarak saptanan olumsuz sonuçlar ise “bu kadarı kadı kızında da olur” türünden yaklaşımlarla geçiştiriliyordu.
Konu ve mekan seçiminde bu denli seçici davranılmış olması, yorumların tamamen işletme ölçeğiyle (yani istenilen yoruma elveren düzeyle) sınırlanmış olması beni ürkütmedi desem yalan söylemiş olurum. Buradan çıkarılacak hemen hemen tek sonuç sosyal bilimlerin tek kelimeyle burjuva sisteminin emir erliğini yapmakta olduğudur. Muhalif görüş ve yaklaşımlar maalesef istisna durumundadır. Mevcut sosyal bilimlerin, bu haliyle, burjuva işletme yönetiminin teknisyenliğini yaptığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Bütün bunlar konunun sosyalistlerce ele alınmasının ve hep gündemde tutulmasının ne kadar büyük bir aciliyet taşıdığını gösterir.
Postkapitalist Paradigmalar kitabım 1997 yılında yayımlanmıştı. İçindeki esnek üretimle ilgili bölümleri ayrıntılandırmak düşüncesi daha kitap yayımlandığında aklımdaydı. Bu kitap işte o niyetin sonucudur.
Esnek üretim sistemi denilen ve benim üretim ortamında sermayenin yeniden yapılanması olarak gördüğüm olgu bir yanıyla teknolojik bir süreçtir. Bilgisayar teknolojilerine esnek teknoloji diyorlar. Bunun dışında istihdam biçimlerinin, ücret sistemlerinin ve yönetimin esnekleştirilmesi de söz konusu. Kitapta bu bileşenlerin her birisine yer verdim.
Yukarıda da belirttiğim gibi hemen tamamen karşı tarafın argümanlarıyla dolu makale ve kitaplardan yararlanmak durumunda kaldım. Bu anlamda, bu kitap bir eleştiri ve argümanlar düzeyinde “çeviri” kitabıdır: Karşı tarafın ideolojisini bizim ideolojimizle karşılama faaliyetinden söz ediyorum.
Ele aldığım alt başlıklarda kimi kez teknik ayrıntılara girdim. Eleştirileri bu ayrıntılar üzerinden şekillendirmeye çalıştım. Bu nedenle, bu haliyle kitabı fazlasıyla “akademik” ve “uzmanlara göre” bulacaklar olabilir. Ancak onların neyi, nasıl, hangi amaçla yaptıkları bu ayrıntılarda gizli. Ben bu tür kitapların okur sayısının son derece sınırlı olduğunu biliyorum. Bizim taraftan sayıları en iyi ihtimalle birkaç bini geçmeyecektir. Bana göre bu kitabı ilgilendiği konu, adı, yazarı, vb nedeniyle ilgi göstererek, edinmiş ve kapağını açmış olanlar bizim uzmanlarımızdır ve onların bu konuyla en az bu incelik ve ayrıntı düzeyinde ilgilenmeleri beklenir.
Öte yandan kitapta incelenen konular içinde belki de en önemlisi sosyalizmin işyeri ölçeğini nasıl planlayacağı konusudur. Benim bu konuda kimi kaba fikirlerim var. Yeterli olmadıklarını biliyorum. Yanlışlıklarına değilse bile eksik olduklarına kesinlikle inanıyorum. İşyerinde çalışanların bilime, tekniğe, yönetime katılımı konusu. Bilgi teknolojileri, hatta burjuvaların geliştirdikleri kimi tekniklerin bu konuda işe yarar olduklarını hissediyorum. Grup çalışması teknikleri gibi.
Sosyalist mücadelenin etkinlik alanının çok geniş tutulması gerekiyor. Bir tarafta örgütlü ve siyasal mücadele var. Öte yanda ise karşı tarafın sanatta, bilimde, kültürde, edebiyatta, yönetimde, sağlıkta, eğitimde, vb yaptıklarını ideolojik olarak deşifre ederek, çözümleyecek ve sosyalizmin tercihlerini bunların karşısına çıkaracak ideolojik mücadele bulunuyor. İdeolojik mücadele bir yönüyle çözümleyicidir. Bunu karanlıkta görme sağlayan gece dürbününe benzetebiliriz. Öte yandan ise eşitlikçi ve özgürlükçü bir zeminde yeniden kurucudur. Bunu da dağınık bir ışık demetini tek bir noktada odaklayan mercek işlevi olarak görebiliriz. İdeoloji kapitalistlerin yaptığını toplumun geniş kesimlerinin, işçilerin, emekçilerin sorunlarını hissederek, onların yanından değerlendirir ve bu geniş kesimlerin çıkarına nasıl yok edilmeleri, dağıtılmaları ya da kullanılmaları gerektiğini araştırarak, bu çözümü toplumun önüne ikna edici bir tarzda koyar.
Ben esnek üretim meselesini bu kaygılarla ele aldım. Umarım işe yarar. Eleştiri ve katkılar ise beni geliştireceği gibi, mücadelemize de yol gösterici olacaktır.

Temmuz 2004
İlker Belek

ANASAYFA