İçinde
bulunduğumuz iktisadi ortam, doğduğumuz günden başlayarak
bütün hayatımızı
etkiler. Bu etkinin çoğu kere farkına varmayız, insanın,
yaşaması için zorunlu
olan havanın farkında olmaması gibi bir şeydir bu. Oysa, gün
ışığıyla birlikte
davranış ve düşüncelerimizde, iktisadi yasaların izlerini
taşıyan bir tutum
içindeyizdir. Ev kadınının yaptığı günlük alışverişler
örnek diye gösterilemez
tabii. Amaç, çalışmamız karşılığı aldığımız ücretin
neye göre belirlendiği
sorununa burada değinmek de değildir. Bunlar, kolay örneklerdir.
Her zaman
ileri sürülebilir. Üzerinde özellikle durulması
gereken, kişinin yaşamında
hemen her dakikanın önemli bir iktisadi kararla dolu olduğudur.
Sözgelişi; işe
giderken otobüsü ya da dolmuşu seçmek, yazı yazmak
için kullanacağımız kâğıdın
birinci ya da ikinci hamur olmasına karar vermek, çocuğumuzun
hangi okula
gideceğini düşünmek ilk anda aklımıza gelen iktisadi
kararlardan bazılarıdır.
İnsanoğlu toplum içinde iki yanı olan bir varlıktır. Bir yanı
ile üretici,
öteki yanıyla da tüketicidir. Hem üretim, hem de
tüketim iki iktisadi kavramdır.
Birbirlerinden bütünüyle ayrı olduklarını sandığımız
anda bile çok yakın
ilişkileri vardır. Şu kavramları bir düşünün: Fiyatlar,
ücretler, vergiler,
enflasyon, gümrük, işsizlik... Bir gün boyunca, bu
kelimelerden birçoğunu
defalarca kullandığımızı hemen fark edersiniz.
Gün
geçtikçe gelişen kitlesel haberleşme araçları,
iktisadi hayatın doğrudan
doğruya bizi ilgilendirmeyen taraflarıyla da dikkatimizi
çekmektedir. Radyolar,
televizyonlar, gazeteler her an yeni bir iktisadi kararı duyurmakta,
dünyanın
çok uzak köşelerindeki iktisadi olayları odamıza kadar
getirmektedirler. Bu
kitap günlük yaşayışımızı çevreleyen iktisat
üzerine bir fikir vermek için
düzenlenmiştir. Konu çok geniştir. Bütün
ayrıntılarıyla, sınırlı bir kitabın
içinde ele alınamaz. Bu nedenledir ki, her şeyden önce
günlük hayatımızı çok
yakından ilgilendiren konular üzerinde durulmuştur.
Herkesin
hedefi daha yüksek gelir düzeyine ulaşmaktır. İşsiz kalmayı
hiçbirimiz
istemeyiz. Piyasadaki fiyatlar bizim için gelirimiz sınırlı
olduğu ölçüde
önemlidir. Oysa, biz, önemli olanın fiyat olduğu kanısındayız
ve daima onun
üzerinde duruyoruz. Etin kilosunun 6 milyon lira olması, eğer
aylık gelirimiz
100 milyon liraysa önemlidir. Fakat bu gelir 1 milyar liraysa et
fiyatı o kadar
dikkatimizi çekmez. Konu, bir toplumun ekonomisi
açısından da aynı yaklaşımla
ele alınabilir. Yani, milli gelir düzeyi ve onun
yükseltilmesi bir ülke için en
önde gelen amaç olmaktadır. Milli gelir düzeyi de
ülke içinde daha çok insanın
çalışma imkanı bulması sonucu artabilir. İktisat biliminde
insanların çalıştırılmasına
“istihdam” denilir. İstihdam düzeyinin artırılmasıyla milli gelir
düzeyinin
yükselmesi arasında tam bir özdeşlik olduğu söylenebilir.
Yaklaşımımız
bu olunca, birçok soyut kavramla anlatılagelen “Fiyat Teorisi”
üzerinde
durulmadı. Ülke ekonomisinin genel yapısını belirleyen, bir başka
deyimle,
istihdam düzeyini çizen ya da onu etkileyen kavramlar
üzerinde duruldu. İktisat
dilinde bu konular “Makro
İktisat” diye adlandırılmaktadır.
Kitapta
dipnot kullanılmadı. Okuyucunun dikkatini dağıtmamak ve incelenen
konulara bir
süreklilik vermek için bu yol seçildi. Fakat
yararlanılan Türkçe kaynakların
geniş bir listesi kitabın arkasında sunuldu. Türk okuyucularını
fazla
ilgilendirmeyeceği düşüncesiyle, yabancı dilde yazılmış
kaynaklara değinilmedi.
Böylece, konular üzerinde derinleşmek isteyen okuyuculara
Türkçe kaynaklara
başvurma imkanının da sağlanacağı düşünüldü.
Kitabı
okurken iki nokta dikkatinizi çekecektir. Birincisi, dil
birliğinin sağlanmamış
olmasıdır. Bu, bilinçli olarak yapıldı. İstenilen, iktisatta
eski ve yeni
terimlerin bir arada görülmesidir. Okuyucu geniş
ölçüde sözlük kullanmadan
bunların eşanlamlı iktisat deyimleri olduğunu görmelidir.
İkinci
nokta da, yargıların ya da kanıların daima çoğul şahıs olarak
sunulmasıdır.
Çünkü elinizdeki kitap bir kişinin değil, son elli
yıldır Türk iktisadi
düşüncesine emek veren birçok kişinin bir anlamda
ortak ürünüdür.
Diğer
yandan kitap
sosyalist bir ekonomi politik kitabı değildir. İçinde
bulunduğumuz kapitalist
ekonominin temellerini kavrayabilmek amacıyla kaleme alınmıştır.
Kaynakta yer
alan birçok iktisat kitabından yararlanılmıştır. Bu arada
kaynakçayı izlerken
dikkatinizi çekecek bir noktayı da açıklamak isterim. Bu
kaynaklar arasında
1980’den sonra yayınlanmış kitap ya da makaleler yer almamaktadır.
Bunun nedeni
yenilerde üniversitelerde, özellikle özel vakıf
üniversitelerinde okutulan ekonomi
ders kitaplarının hemen hemen bütünüyle dış ve de ABD
kaynaklı oluşudur. 1980
öncesinde olduğu gibi telif, genel iktisat kuramını içeren
önemli bir esere
rastlanmamaktadır. Oysa son yirmi yıl içersinde ekonomiye
katkıda bulunabilecek
Türk bilim adamları yetişmiştir. Bunların önemli bir
bölümü gazetelerde ve
televizyonlarda kapitalist iktisadın borazanlığını yapmaktadırlar.
İçlerinden
bazıları ise gerçekten düzeni eleştiren yazı ve
yapıtlarıyla dikkati
çekmelerine karşın kamuoyuna açık kanallarda yer
almamaktadırlar. Bu durum 1980
öncesi genel ekonomi yapıtlarının önemini biraz daha
arttırmaktadır.
Söyleyebileceğimiz
tek şey, genç kuşakların daha iyi bir dünya yaratabilmeleri
için, yaşadığımız
ekonomik düzeni iyi tanımaları gerektiğidir. Bu kitabın varlık
nedeni de budur.