resim


ŞİMDİ OKUMA ZAMANI
İstiklal Caddesi Rumeli Han No: 88 D: 20 Beyoğlu - İSTANBUL  Tel: 0212.251.54.10  Faks: 0212.244.66.64  nk@nkyayinlari.com

TÜM KİTAPLAR
GELENEK dizisi
soL MECLİS dizisi
YURTSEVERLERİN KİTAPLIĞI
İKTİSAT KİTAPLARI
KÜLTÜR KİTAPLIĞI

ANASAYFA

TÜRKİYE NEREYE GÖTÜRÜLÜYOR? / İzzettin Önder
turkiye_nereye_goturuluyor.jpg
ALT BAŞLIK:
AKP Karanlığında Ekonomi, Siyaset, Dış Politika ve Ekonomi

Kapak Tasarımı:

Tuluğ Ünlütürk


Birinci Baskı:
Ekim 2004

198  s. / 8 YTL
14x21 cm

ISBN:
975827171-7
BARKOD:
9789758271719

IMF ve Dünya Bankası’nın cenderesi altına sokulan ekonominin gerçekte hiç de iyiye gitmediğini, Türkiye’nin iç ve dış sermaye çevreleri tarafından tam anlamıyla kıskaca alındığını, özelleştirmelerin Türkiye ekonomisi için bir yıkım anlamına geldiğini somut verileriyle ortaya koyan Prof. Dr. İzzettin Önder, AKP iktidarının karanlık yüzünü tartışmaya açıyor.

İZZETTİN ÖNDER
1940 yılında Erzurum’da doğan İzzettin Önder, ilk ve orta öğrenimini sırasıyla Fatih İlkokulu ve Robert Kolej’de yaptı. 1963 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Aynı fakültede 1967 yılında doktorasını, 1971 yılında doçentliğini tamamladı. 1980 yılında profesör oldu. Halen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Kürsüsü’nde görevini sürdürüyor.
Akademik yaşamı boyunca İngiltere’de York Üniversitesi’nde, Jaonya’da Seijo Üniversitesi’nde, ABD’de Iowa ve Minnesota Üniversiteleri’nde çeşitli burslarla araştırmacı olarak görev aldı.
Uluslararası Maliye Enstitüsü, Maliye Eğitim Sempozyumu ile Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti üyesidir. 1991-1992 yıllarında Vergi Konseyi Üyeliği yaptı.
Yayımlanmış çalışmaları şöyledir:
-    Türkiye’de Kamu Harcamalarının Gelişme Seyri: 1927-1967, İktisat Fakültesi Yayını, İstanbul, 1974.
-    Nasıl Aldatılıyoruz?, Nazım Kültürevi Kitaplığı, İstanbul, Mayıs 2002
-    Maliye Teorisi ve Maliye Politikası konularında açık öğretim için yazılan kitaplara katkılar.
-    Yurtdışında ve yurt içinde akademik dergilerde Türkçe ve İngilizce makaleler.
Resmi büyütmek için üzerine tıklayabilirsiniz...

ÖNSÖZ

Kitap; yazarı ile okuyucusu arasındaki en güçlü bir iletişim aracıdır. Kitap; bir monolog değil, diyalogdur. Yazar, çeşitli yollardan kitabın esintilerini aldığında, düşünsel alanda ve fikirsel gelişmesinde önemli bir aşama yapar. Ancak, yazar ve okuyucular arasında kurulabilecek böyle bir işbirliği ile, kitap yazma, yayınlama ve okuma çabalarına demokratik bir hava kazandırılmış olur. Aksi halde kitap; bir buyruğa, bir emirnameye veya toplumu yönlendirme kılavuzuna dönüşür.
Elinizdeki kitap, geçtiğimiz dönem içinde soL dergisinde ve Cumhuriyet gazetesinde çıkmış ve soL Meclis İktisat Çalışma Grubu’nun izleme raporları için hazırlanmış olan çeşitli yazılardan oluşan bir derlemedir. Aynı elden çıkmış olan yazıların böyle bir derlemede yer alması, ileri sürülen düşüncelere yönelik eleştirilerin daha da yoğunlaşmasına yol açabilir. Okuyucu dostlardan beklediğim de zaten budur!
Liberal Sol”, “Piyasacı Sol” ya da “AB’ci Sol” gibi yapay yaftaların perdelemesinde yavaş ve dikkatli adımlarla Sağ’a yamanmaya çalışan “eski güçler”in de destek verdiği cephe karşısında, gerçek “SOL”un en önemli ve zorlu mücadele hedefi, teorinin içinin boşaltılmasını engellemek ve kapitalizmin sahteleştirerek ileri sürdüğü ve arkasına sığındığı “İnsan Hakları” ya da “Demokrasi” gibi kavramları, tartışarak, yerli yerine oturtmak ve kafa karışıklığını ortadan kaldırmaktır. Diğer bir deyişle, “SOL”un en güç görevi, kapitalist üretim ilişkileri üzerinde yükselen, koruyucu fikirsel-ideolojiyi deşifre ederek toplumun önünü açmaktır.
Bu derlemede yer alan yazılar yoğun bir tarihsel birikimden yapabildiğim kadar algılamanın bir tür uygulaması olarak bana ait olmakla birlikte, benim tembel davranışımı kırıcı teşvik aşamasından başlayarak, ana konu başlıklarının ve kitabın adının seçilmesinde, metinlerin baskıya verilmesinde en önemli yükü çeken Erkin Özalp’tir. Kendisine çok teşekkür ederim! Yayınları arasında bu derlemeye de yer veren NK Yayınları’na, kapak tasarımını yapan Tuluğ Ünlütürk’e ve baskıda emeği geçen tüm dostlara çok teşekkür ederim!
Eğer bu derleme bir iletişim aracı olacak ise, ben, kendi adıma söyleyebileceklerimi söyledim, alanımı tükettim. Bana söyleyeceği olacak dostları da (izzettinonder@yahoo.com) posta adresimde dinlemekten mutlu olacağım.
 
İzzettin Önder
Eylül, 2004


BİR HİKÂYE

Eski zamanların birinde bir otlakta bir öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış yaşamalarına ama, civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazmış onları. Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı, kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları. Gerçi bir iki sıyrık alırlarmış ama... Yine de boyun eğmezlermiş aslanların zorbalığına. Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. Ancak tavşan, fare gibi küçük hayvancıklarla beslenir olmuşlar. Gitgide güçten düşmüşler. Eee, aslan bu, hiç fareyle doyar mı?

“Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor” demiş aslanlardan birisi. “Evet” diye tasdik etmiş diğerleri. Nereye gideriz diye düşünürlerken, “bir dakika” diye bir ses duymuşlar gerilerden. Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa. Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan Topal Aslan’mış söze atılan. “Hayır” demiş, “hiç bir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi.” İnanmamış kimse ona, ama haydi bir şans verelim, ne çıkar diye düşünmüşler. O da almış yanına bir iki aslan, gitmiş öküzlerin yanına. Beyaz bayrak çekmeyi de unutmamış. Öküzlerin lideri olan Boz Öküz başta olmak üzere, beş irikıyım öküz yaklaşmış onlara. Sormuşlar ne istediklerini. Topal aslan başlamış konuşmaya. Bir yandan da Boz Öküz’ün sivri ve kocaman boynuzlarına bakıp ürperiyormuş.

“Saygıdeğer öküz efendiler” diye başlamış lafa. “Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik. Biliyorum sizleri çok defa incittik, kim bilir kaçınızda şu pençemin izi vardır. Ama inanınız bunların hiç birini isteyerek yapmadık. Biliniz ki, biz aslanlar barışçı bir milletiz. Hele öküzlerle hiçbir alıp veremediğimiz olamaz. Ancak evet size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki Sarı Öküz yüzünden. Onun rengi öyle sizinkiler gibi değil ki. Gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü, ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz, ve sürünüze zarar veriyoruz. Yoksa bizim sizinle hiçbir alıp veremediğimiz yok. Onun yüzünden hepiniz zarar görüyorsunuz. Bir türlü hayatınızdan emin ve rahat otlayamıyorsunuz, belki geceleri bile bizim kükrememiz sizin uykunuzu kaçırıyor. Bunların hepsi Sarı Öküz’ün suçu. Verin onu bize, siz kurtulun, biz de barış içinde yaşayalım” demiş.

Boz Öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Öküz “olmaz” demiş, ama kimseye dinletememiş sesini. Zavallı Sarı Öküz kurban edilmiş aslanlara. Hepsi birden saldırmışlar zavallı öküzün üzerine. Bir ikisini fırlatmış üstünden, ama bitkin düşmüş az sonra. Çırpınmış, haykırmış, yardım istemiş, yalvarmış, ama yokmuş onu işiten. Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne gelir ki. Bütün sürünün selameti için bir öküz gerekliymiş!

Gerçekten de günlerce sürüye hiçbir saldırı olmamış. Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki! Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra. “Acıktık” demişler Topal Aslan’a daha birkaç hafta bile geçmemişken. O da yine almış yanına birkaçını, bir defa daha gitmiş Boz Öküz’ün yanına.

“Selam!” diye girmiş söze. “Gördünüz ya, biz aslanlar ne denli uysal milletiz. Doğru kararınız için sizi bir daha kutlamak isterim. Siz de huzur içindesiniz, biz de. Ne mutlu. Yalnız buraya bunları söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var.”

“Nedir?” demiş, Boz Öküz merakla..

“Şu sizin Uzun Kuyruk” demiş Topal Aslan. “Öyle uzun bir kuyruğu var ki, nereden baksak görünüyor. O kuyruğunu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Halbuki siz öyle mi ya, hepiniz normal kuyruklusunuz. Bir onun suçu yüzünden korkarım hepiniz zarar göreceksiniz. Gelin verin onu bize, bu mevzuu da burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve sevgi içinde iki taraf da yaşamını sürdürsün.”

Boz Öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla. Yine sadece Benekli Öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de “verelim gitsin” demişler. İstişare daha da kısa sürmüş bu defa. Dışlamışlar Uzun Kuyruk’u sürüden. Saatler sürmüş zavallının çırpınışları, ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara. Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar. Alabildiğince güçlenmişler. Öküzler ise her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler. Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış. “Verin bize şu öküzü, yoksa karışmayız!” derlermiş sadece. Zavallı öküzlerin “hayır!” diyebilecek güçleri kalmamış. Hepsi birer birer can veriyormuş aslanların pençesinde. Boz Öküz de aralarında olmak üzere birkaçı kalmış en sonunda. “Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karşı, oysa ne kadar da güçlüydük?” diye sormuş biri Boz Öküz’e.

“Biz” demiş Boz Öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek, “Sarı Öküz’ü verdiğimiz gün kaybettik bu harbi...”

* * *

Hoş bir hikâye, değil mi!

(Cumhuriyet, 30 Eylül 2003)


 

 

ANASAYFA